Mahzun Gönüller

DTDV E-Dergi, 2012, Sayı 4

Prof. Dr. Mehmet Görmez

MAHZUN GÖNÜLLER

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Modern zamanlarda Batı toplumlarında ortaya çıkan ve dilimize “evsizler” olarak tercüme dilen “homeless” kavramı, sokaklarda ve köprü altlarında yaşayan, battaniyeleri dışında hiç bir şeyleri olmayan hatta karton kutularda yatıp kalkan yoksul insanları ifade eder. Aslında bu insanlar temel bir insan hakkı olan barınma hakkından mahrum kalmış yuvasızlardır.

Üzülerek ifade edelim ki bu sosyal yara İslâm toplumlarına da sirayet etmiştir. Sokağa terkedilen bu insanlar, açlık, hijyen, şiddet, cinsel taciz, tinercilik, uyuşturucu, cinayet, suç, hastalık, donarak ölme gibi pek çok sorunla karşı karşıya bırakılmıştır.

Annelerin sokağa, cami önlerine, çöplüklere bıraktığı bebekler; aile içi şiddet sebebiyle sokağa terkedilmiş kadınlar, yaşlılar; ailevi veya farklı nedenlerle sokaklarda yaşayan sokak çocukları hemen hepimizin karşılaştığı ve yüreklerimizi sızlatan insan manzaralarıdır. Evlatlarından şiddet görmüş anne-baba ve yaşlılar; çocuk yuvalarına bırakılmış çocuklar; huzurevlerinde mahzun şekilde bekleyen gözü yaşlı teyzeler, amcalar… İşte bunlar da evi, yurdu olduğu halde yuvasız kalanlardır.

İnsanı, insanca yaşamayı ve insan onurunu yüksek bir değer olarak gören; bunu gerçekleştirmek için de pek çok temel ilke ortaya koyarak örnek bir toplum meydana getirmeyi hedefleyen İslâm’a karşılık, Müslümanların yaşadığı toplumlarda evsiz ve yuvasız insanların olması ise çok acıdır. Ne yazık ki bu durum aslında İslâm toplumlarının, İslâm’ın yüksek değerlerinden uzaklaştıklarının bir göstergesidir.

Oysa hicrî 1434 senesine girdiğimiz şu günlerde hicretin ardından Medine-i Münevvere’de Resûl-i Ekrem’in (sas) Ensar ile Muhacir arasında gerçekleştirdiği kardeşlik uygulaması evsiz, barksız, yurtsuz, yuvasız, işsiz kalan insanlara nasıl davranılması gerektiği hususunda nebevî bir örnekliktir. Medineli Ensar, Muhacir kardeşlerine kucak açarak onlarla evini, iş yerini, yiyeceğini ve varlığını paylaşmış; onları himaye ederek sahiplenmiştir. Böylece hicret bir anlamda yardımlaşma, dayanışma, paylaşma, dostluk ve kardeşliğin eşsiz bir tezahürü olmuştur.

Zannedildiğinin aksine medeniyetler, gücünü ekonomik göstergelerinden ve silah teknolojilerinden değil; insana verdikleri değerden alırlar. İslâm medeniyeti insanı merkeze alarak hayatı şekillendiren bir medeniyettir. İslâm insanın, insan olmasından kaynaklanan hak ve hukukunu yaşamın her alanında gözetmiştir. Bu bağlamda kimsesizlere ve yuvasız kalan insanlara yardım eli uzatılmasını emretmiş; bu tür sosyal yaraları tedavi edebilmek için de başta zekât, sadaka ve infak olmak üzere dinî pek çok vecibeyi yardımlaşma ve dayanışmanın bir gereği olarak ibadet kategorisinde değerlendirmiştir. Bunun tabii bir sonucu olarak Müslümanlar tarih boyunca hem bireysel olarak kişiler eliyle, hem de kurumsal olarak vakıflar marifetiyle toplumdaki kimsesiz ve yuvasızlara sahip çıkmışlardır. Bugün Müslümanlara düşen görev de hem dinî, hem insanî, hem de tarihsel bir yükümlülük olarak sokaklarda yaşayan insanlarımızı dışlamak ve görmezlikten gelmek yerine onları şefkat ve merhametle kucaklamak ve yeniden topluma kazandırmaktır.

Bu vesileyle bütün görevlilerimizin, ülkemizin, gönül coğrafyamızın ve İslâm âleminin yeni hicrî yılını tebrik ediyor; hicrî yılın topyekûn insanlık adına hayra, barışa ve esenliğe vesile olmasını Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.