Cuma Namazı ve Medenilik - II

DTDV E-Dergi, 2014, Sayı 8

Doç. Dr. Ahmet Onay

 

İslam Dininde Cuma namazı, şehirlerde, şehirliler tarafından kılınması gereken bir namaz olarak farz kılınmıştır. Arapça kelime ifadesiyle ele alındığında Cuma namazı, bir medenilik göstergesi ve medeni insanların kıldığı bir namaz olmaktadır. Peygamberimiz Hz. Muhammed’ten (SAV) itibaren, Cuma namazı bağlamında, şehir ve şehirlilik üzerinde önemle durulmuştur. Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) şehirli olmayanlara ve şehirde yaşamayanlara Cuma namazının farz olmadığını belirtmiştir. 

Şehre gitmek veya şehirli olmak, bir köylü ve bir bedevi için hem yaşam tarzında köklü bir değişiklik hem de sosyal ilişkilerde statü farklılaşması demektir. Aynı şekilde, camiye gitmek ve cemaat olmak da bir Müslüman için yaşam tarzını belli standartlara uyumlu hale getirmek ve sosyal ilişkilerinde belli kuralları gözetmek demektir. Bu sebepledir ki, daha Hz. Peygamber (SAV) zamanında cami cemaati olmak övülmüştür. Ayrıca Cuma namazı gibi önemli bir ibadet, medeniler (şehirliler) için bir ayrıcalık olmakla kalmamış aynı zamanda bedevi bir toplumun dönüşümünde güçlü bir motivasyon olmuştur. Yine gerileme sürecinde toplumsal travmaların yaşandığı Osmanlı Devletinin yaklaşık son 200 yılında ve Cumhuriyetin kuruluş felsefesinde de “medeniyet (şehirlilik) kültürü” ulaşılması gereken öncelikli hedefler arasında hep yerini almıştır.

Cami cemaati olmanın ve Cuma namazlarında bulunmanın ilk kuralı başkalarına saygıdır ve en önemli kırmızı çizgisi de başkalarını rahatsız etmemedir. Kur’an ayetlerinde ve pek çok hadiste karşılıklı anlayış, hoşgörü ve birbirini görüp-gözetme cemaat olmanın temel kuralları arasında sayılmıştır. Daha çok bireysellik ve kendi kendine yeterli olma gibi yönleriyle karakterize olunan köy yaşantısının aksine şehir hayatının ve şehirli olmanın temel kuralları da saygı, karşılıklı anlayış, iş birliği ve hoşgörü gibi hususlardır.

Mesela bir köylü tarlasına giderken, koyunlarını otlatırken veya odun toplarken yüksek sesle konuşabilir, türkü söyleyebilir ve yediği meyvenin kabuğunu yere atıp toprağa karıştırabilir. Onun böyle yapması kimseyi rahatsız etmez çünkü tarlasında kendi başınadır. Yediği meyvenin kabuğunu toprağa atıp karıştırması gübre yerine geçer ve böyle yapması yararlıdır. Ancak bu tür şeyleri şehirde yapmak şehirli olmanın kurallarına aykırı sayılır. Çünkü bu gibi davranışlar başkalarını rahatsız eder ve yapılmaması gerekir.

Bu yönüyle Cuma namazı Müslümanları medeniliğe (şehirliliğe) hazırlayan önemli bir ibadettir ve cami de bunun için önemli ve kutsal bir mekandır. Çünkü, İslam Dininin ibadet öğretisinde, camiye gelirken soğan ve sarımsak gibi rahatsız edici şeyleri yemek mekruh kabul edilmiştir. Banyo yapıp temiz ve güzel elbiseler giyerek ve güzel kokular sürünerek Cuma namazına gitmek müstehap sayılmıştır. Bu hususlar Hz. Peygamber’in (SAV) hadislerinde tekrar tekrar vurgulanmıştır.

Diğer taraftan Cuma namazlarının sadece cemaatle kılınabilir olması Müslümanlara kollektif şuur kazandırmaktadır. Medenilik de zaten hayatı kollektif bir anlayışla yaşama şekli demektir.

Bununla birlikte, camiye geldiği, cemaate katıldığı ve Cuma namazlarını da kıldığı halde, görüntü dışında cami cemaati olamayan ve Cuma namazını özümseyemeyenler de yok değildir. Kur’an-ı Kerim’de bu gibiler için şöyle denilmektedir; “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarından gafildirler.”[1] Aynı şekilde, şehirde yaşamak şehirli olmak anlamına gelmemektedir. Çünkü, şehirde köy hayatı yaşayanlar ve medinede (şehirde) bedevice dolaşanlar da bir hayli fazladır.

İçinde yaşadığımız toplumda camilere ve Cuma namazlarına kulluk bilinci içerisinde gelerek ibadetini yerine getiren ve insanlarla ilişkilerinde saygı, anlayış, hoşgörü, yardımlaşma ve tevazu gibi temel insani ve İslami değerleri esas alarak, hem bireysel hem de toplumsal düzlemde tekamüle eren nice mutlu insanlar vardır. Bununla birlikte, bu kutsal ibadeti bencillik ve gösteriş vasıtası haline getiren, camiyi egoların tatmin yeri, masum insanlara iftira edilen kavga ve fitne ortamı haline getirenler de hep olagelmiştir. Bu durumda olanlar hakkında Kur’an-ı Kerim şöyle demektedir: “Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü’minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resûlüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit/cami yapanlar vardır. Bunlar, “Bizim iyilikten başka hiçbir kasdımız yok” diye de mutlaka yemin ederler. Ama Allah şâhitlik eder ki bunlar mutlaka yalancıdırlar.”[2]

Köyde tarlaya gider gibi arabasında müziği son ses açarak şehrin sokaklarını turlayanların ve yediği şeyin kabuğunu yere fırlatanların şehirlilik (medenilik) kültüründen habersiz oldukları şüphesizdir. Hatta bu gibilerin köylü yaşam tarzından ve köy kültürünün nezaketinden de uzak oldukları aşikardır. Bunun daha vahimi ise, şehrin nezaket ve zerafetle dolu imkanlarını eşkıyalık için uygun bir ortam olarak gören şehir eşkıyalarının da şehirlerde dolaşıyor olmalarıdır. Çünkü bir kaç nesil geriye bakıldığında eşkıyalar sadece dağlarda görülebilirdi, şehirlerde hatta köylerde eşkıya korkusu olmazdı.

İşaret ettiğimiz bu hususlar ve inceliğini henüz kavrayamadığımız daha nice hikmetler sebebiyle, İslam Dini daha ilk günlerinde madde ve manayı mezceden Cuma namazını ve medeniliği, birlikte yaşanması gereken bir hayat standardı olarak göstermiştir.

Bu sebepledir ki Kur’an şöyle der: “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.”[3]

 


[1] Maun Suresi: 4 – 5.

[2] Tevbe Suresi: 107, ayrıca bkz. Tevbe Suresi: 108 – 110.

[3] Cuma Suresi: 9 – 10.