Sadece Erkeklere mi!

DTDV E-Dergi, 2013, Sayı 6

Doç. Dr. Ahmet Onay

İslam Dini, insanların temelde bir kadın ve erkekten yaratıldığını, onların da küçük gruplar ve büyük toplumlar haline getirildiğini belirterek, bu farklı kesimlerin birbirleriyle tanışarak birlikte öğrenmelerinin (lite’arafu) gereğini vurgulamaktadır.[i] İslam Dininde, insan olmaları bakımından, erkekle kadın arasında herhangi bir ayrım söz konusu değildir; Erkek olsun kadın olsun, bütün insanlar yeryüzünü imar etmek ve orada Allah'a kulluk etmekle yükümlüdürler.

Eş ve cinsiyetle ilgili olarak Kur’an-ı Kerim şöyle söylemektedir: “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için kendi türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”[ii]

Kur’an-ı Kerim, ibadetlerin yerine getirilmesi ve dini kurallara uyma hususunda erkeklerle kadınları birlikte zikrederek, sevap ve sorumluluk hususunda aralarında ayırımda bululunmamıştır. Kadın olsun erkek olsun her ikisi de eşit derecede Yüce Allah'ın emir ve yasaklarına muhataptır. Ayrıca Kur’an-ı Kerim’de, temel hak ve sorumluluklar açısından kadın ve erkek ayrımı yapılmamamıştır. Şöyle ki: “Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”[iii]

Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.), Medine’de bulunduğu zaman zarfında her gün beş vakit namazlarını devamlı surette Mescid-i Nebevi’de yani bugünkü ifadesiyle camide kılmıştır. Aynı şekilde eşleri ve kadın sahabeler de namazlarını Mescid-i Nebevi’de kılmışlardır. Caminin kullanımında; ön saflarda erkekler, sonraki saflarda çocuklar ve takip eden saflarda da kadınlar yer almışlar, bu şekilde namazlar hep birlikte cemaatle kılınmıştır. Ayrıca, kadınlar ile erkekler arasına herhangi bir duvar, engel veya perde koymamışlardır. Peygamberimiz’in (S.A.V.) Mescid-i Haram’daki yani Kabe’deki uygulaması da aynıdır. Peygamberimiz’in (S.A.V.) vefatından sonra halifeler döneminde de bu uygulama devam etmiş, bazı dönemlerde çeşitli yasaklar ve kısıtlamalar getirilmiş ise de, Peygamberimiz’in (S.A.V.) uygulaması günümüze kadar devam edip gelmiştir.

Diğer taraftan Peygamberimizin (S.A.V.) eşi Hz. Hatice Mekke’nin önde gelen sayılı tüccarlarından birisidir. Diğer eşi Hz. Aişe de pek çok hadis rivayet eden, sahabeye fıkıh (İslam Hukuku) öğreten bir alimdir. Medine halkı günlük hayatta bahçe ve hayvancılık işlerinde eş ve çocuklarıyla birlikte yürütmekte oldukları iş hayatlarını, İslamiyetin gelmesinden sonra da devam ettirmiştir.

Nitekim aynı geleneğin bir devamı olarak, son birkaç on yıla kadar tarım toplumu olma özelliğiyle bilinenTürkiye’de, köylerde tarla, bağ, bahçe işlerinde, hayvanların bakımında ve küçük el sanatlarına dayalı üretim işlerinde kadınlarla erkeklerin birlikte çalışıp kazandıkları bir vakadır. Hayat birlikte kazanılmış, zorluklar birlikte aşılmış, elde edilen kazançtan da genel olarak birlikte istifade edilmiştir. Anadolu’nun her yöresinde bu konuda birbirinden güzel adetler halen devam etmektedir.

 Hayatın her alanında olduğu gibi cinsiyet temelli konulardaki hareket tarzının belirlenmesinde esas alınması gereken temel husus İslam Dininin belirlediği temel değerlere bağlı kalınması ve kırmızı çizgi olarak bildirdiği haramlardan sakınılmasıdır. Kaldı ki bu hususlarda erkeler ile kadınlar arasında bir ayırımın olmadığını da belirtelim. Çünkü Kur’an-ı Kerim bu konuda şöyle der: “Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar.”[iv]

Kadınların iş hayatında ve yönetimde yer almalarına dair Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu’nun bir kararında konuyla ilgili olarak şöyle denilmiştir: “İslâm'a göre, kural olarak kadın, ev içinde ve dışında çalışabilir; ailesinin ihtiyaçlarını sağlamada kocasına yardımcı olabilir. Şartlara ve ihtiyaçlara göre, aile hayatında eşlerin rollerinin değişmesi de mümkündür. Önemli olan hayatın huzur ve düzen içinde geçmesi, ihtiyaçların karşılanmasında bireylerin imkan ve kabiliyetlerine uygun sorumlulukları dengeli şekilde üstlenmeleridir. Bazı kaynaklarda yer alan Hz. Peygamber'in, evin iç işlerini kızı Hz. Fatıma'ya, dış işlerini ise damadı Hz. Ali'ye yüklemiş olması, Müslümanlar için bir aile modeli oluşturma amacına yönelik bağlayıcı bir kural değil, ihtiyaç, örf ve adete dayalı tavsiye niteliğinde bir çözümdür.”[v]­

İçinde yaşadığımız toplumda şu veya bu şekilde erkeklerle birlikte büyük ölçüde kadınların da çalışma hayatında yer aldıkları bir vakadır.  Aynı şekilde, kadınların dini hayatta ve sosyal faaliyetlerde yer almalarına en az erkekler kadar imkan hazırlanması hem dini, hem kültürel hem de sosyal bir gerekliliktir. Bunun şu ana kadar başarılamamış olmasını, İslam’ın gereği gibi anlaşılamamış olması dışında, dini veya sosyal bir takım gerekçeler bulmaya çalışmanın haklı ve tutarlı bir yaklaşım olmadığını belirtmeliyiz.

Dolayısıyla, Danimarka özelinde ifade etmek gerekirse, kadınların da en az erkekler kadar rahatlıkla ve kolaylıkla camilere gelebilmelerine, cami merkezli dini, kültürel ve sosyal faaliyetleri planlayıp uygulayabilmelerine imkan sağlayabilecek bir anlayışın hızla benimsenip yaygınlaştırılmasına zaruret düzeyinde ihtiyaç vardır. Bu anlamda, camilerimiz bünyesinde kurulan kadın kollarının, Hz Aişe ve Hz Hatice annelerimizin ilmi, sosyal vb. faaliyetlerinin yaşanıp yaşatıldığı birer mektep ve onların devamı mahiyetinde önemli birer fonksiyon üstlendikleri de özellikle belirtmeliyiz. Bu itibarla, Müslümanlar olarak hem zihin dünyalarımızın hem de fiziki yapı olarak camilerin Peygamberi bir anlayışla dönüşümlerinin hızlandırılması elzemdir.

Son olarak şunu da belirtmemiz gerekir ki, şu ya da bu bahanelerle kadınların cami merkezli dini hayatta ve sosyal faaliyetlerde yer almalarına konulan her bir engel, yukarıda açıklanan İslam’ın, kültürel ve sosyal zenginliklerinden tamamen habersiz denilebilecek bir anlayıştan ve kişisel bir takım kuruntulardan başka bir şey değildir.  Böyle bir anlayışa hizmet edenlerin;

-                 İslam Dini sadece erkeklere mi geldi!

-                Camilere, cami merkezli dini hayata ve sosyal faaliyetlere katılma hakkı sadece

                 erkelere mi ait kılındı!

-                 ...

-                 Öyleyse neden ... ?

Şeklinde uzayıp gidecek manevi bir sorgulamanın altından kalkmaları asla mümkün ol



[i] Bkz. Hucurat Suresi: 13.

[ii] Rum Suresi: 21.

[iii] Ahzap Suresi: 35.

[iv] Nur Suresi: 30 – 31.