Dilin Getirdikleri/Götürdükleri

DTDV E-Dergi, 2011, Sayı 1

Doç. Dr. Ahmet Onay

Dilin Getirdikleri - Götürdükleri

Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) Müslüman’ı “elinden ve dilinden emin olunan kişi” olarak tarif eder.[1] Müslümanım diyen bir kişi eline, diline ve beline sahip olmalıdır. Diline sahip olma ise, yalandan kaçınmakla başlar. Yalancılık, ilahi dinlerin tamamında yasaktır ve büyük günahtır. Bu sebeple İslam Dini yalanı, inançsızlıktan öte bir kavram olan “münafıklık” ile tanımlamıştır. Bu sebeple Hz. Muhammed (SAV):  “Münafığın alâmeti üçtür: Konuşunca yalan söyler, söz verince sözünden cayar, kendisine bir şey emanet edildiğinde hıyanet eder. Oruç tutsa, namaz kılsa ve kendini mümin zannetse bile!”[2] buyurmuştur.

Muhatabını yanıltmak/aldatmak amacıyla yapılan söz ve davranışlara yalan denir. “Yalancıktan yapıverdim” veya “yalancıktan öyle deyiverdim” şeklinde ifadeler kullanılması, kişinin bir bakıma yalanı masumlaştırma veya önemsiz bir şeymiş gibi gösterme girişimidir. Hatta “mahsustan öyle dedim/yaptım” diyerek yalanıyla hedeflediği yüksek gaye(!) veya menfaatlere(!) işaret edenler bile olmaktadır.

Bir kimse, hemen hiçbir toplumda ve dinde hoş karşılanmayan yalana neden başvurur? Başına gelmesinden korktuğu bir zararı defedebilmek, arzuladığı bir yararı elde edebilmek, saygınlık kazanmak veya saygınlığını koruyabilmek gibi gayeler kişiyi yalana yönelten yaygın sebeplerdendir. Kendisine doğrudan bir menfaat elde etme olmadığı halde, başka birine zarar vermek için yalan söylemeye ise iftira denir.

Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen peygamberlerin pek çoğu, imana ve güzel ameller işlemeye davet ettikleri toplumlardaki bazı kesimler tarafından türlü iftiralarla zulme ve haksızlığa uğratılmışlardır. Allah, iftira edenleri, zulüm ve haksızlık yapanları cezalandırmıştır. Peygamberlerine ve onlara tabi olanlara yardımını indirmiş, onları hem bu dünyada hem de öbür dünyada sonsuz mutluluğa erdirmiştir. Kur’an’daki Peygamber kıssaları bunun güzel birer örneğidir.

Toplumların kendi tarihlerinde içten içe yaşadıkları pek çok hazin olayın temelinde, yalan ve iftiralarla atılan nifak tohumlarının ve çıkarılan fitnelerin yer alması düşündürücüdür. Zira, yalan ve iftiralarla önce huzur ve düzen bozulmakta, sonrasında ise yaratılan düşmanlıkların, akıtılan kanların bıraktığı fitne ve acılar kalmaktadır. Kur’an’da, “fitne çıkarmak adam öldürmekten daha ağır bir günahtır”[3] buyurulmuştur. Başka bir ayette de “münafıklar Cehennemin en alt tabakasındadır”[4] buyurulmuştur.

Peygamberimiz (SAV) zekat toplamak üzere görevli olarak Beni Mustalık Kabilesine gönderdiği memur, kendince bazı sebeplerle evham yaparak gönderildiği yere gitmeyip geri döner. Daha sonra Peygamberimize (SAV) gelerek, durumu kurtarmak için “onların İslam’ı terk ettikleri, zekat vermek istemedikleri, bu sebeple de geri dönüp gelmek zorunda kaldığı” yalanını söyler. Bunun üzerine Peygamberimiz (SAV) Beni Mustalık Kabilesine karşı bir yaptırımda bulunmadan önce, Halid b. Velid’i durumu araştırmak üzere gönderir. Halid b. Velid onların ezan okuyup namaz kılmakta olduklarını ve hatta zekat memurunun gelmesi gecikti diye kendi aralarında zekatlarını toplayarak, Medine’ye götürmek üzere yola çıkardıklarını görür. Halid b. Velid’in durumu Peygamberimize (SAV)  haber vermesiyle zekat memurunun yalan söylediği ortaya çıkar. Böylece, bir zekat memurunun sebep olabileceği bir felaket önlenmiş olur. Bunun için Yüce Mevla Müslümanlara şu tavsiyede bulunmuştur: “Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.”[5]

Peygamberimiz (SAV) hayatta iken, eşi Hz. Ayşe’ye zina yaptı diye iftira atılmıştır. Ne yazık ki Müslümanlardan bazıları da bu iftiraya ve çıkarılan fitneye alet olmuştur. Dört büyük halifeden Hz. Osman münafıkların uydurduğu yalan ve iftiralarla çıkarılan fitne/kargaşa sonucu şehit edilmiştir. Peygamberimizin (SAV) torunu Hz. Hüseyin’in günlerce çöllerde susuz bırakılıp, sonra da başı kesilerek şehit edilmesinin temelinde yine yalan ve iftiralarla çıkarılan fitne yatmaktadır. Kısacası, yalan ve iftira insanları katil edebilmekte, Hz. Peygamberin (SAV) eşine zina yaptı diyecek kadar da insanları yoldan çıkarabilmektedir.

Günümüze ve içinde yaşadığımız topluma dönersek, yalan beyanlarla erken emekliliği elde etmek, yalandan hastayım diyerek işten kaytarmak, yalancıktan ayrılmış gibi yaparak sosyal haklardan faydalanmak, iftira ile birilerine zarar vermek vb. kimlere ne yarar(!) sağlar bilinmez. Ancak haksız menfaat temin etmek için yalan söyleyen ve yalancıktan rol yapanların yarattıkları olumsuz imajla özdeşleştirilen kesimlerin –maddi ve manevi– çok ağır zarar gördükleri kesin.

Esasen atalarımız boşuna dememişler “yalancının mumu yatsıya kadar yanar” diye. Sonra? İşte sonra; karanlıklara gömülüp, türlü korku ve zorluklar içerisinde sabaha çıkmak zordur, zor!

Dürüst olmak ve dürüst kalmak zor görünen bir iştir. Ancak, dürüstlük hem dünya ve ahiret mutluluğu, hem de ebedi aydınlık ve erdem demektir.


[1] Buhari, İman 4; Müslim, İman 65

[2] Müslim, Îmân, 109; ayrıca bkz. Buhari ve Tirmizi.

[3] Bakara Suresi, 191

[4] Nisa Suresi: 145

[5] Hucurat Suresi: 6